Avusturya-Macaristan İmparatorunu Kim Öldürdü?
Bazen tarih, bir anda yakaladığı kalp atışlarıyla seni alır ve bir daha bırakmaz. Sanki bir şeyler, birileri, bir anı izlerken gözlerini bir anda dikip onları görürsün. Bunu anlatabilmek zor, ama işte 25 yaşında Kayseri’de yaşayan ben, her gün küçük defterime duygularımı yazarken bu soruyla karşılaştım: “Avusturya-Macaristan İmparatorunu kim öldürdü?” Ve bu soru, bana bir yolculuğun kapılarını araladı.
Heyecan ve Hüzün Arasında Bir An
Kayseri’nin o sakin sokaklarında yürürken birden aklıma geldi. O eski günü, 28 Haziran 1914’ü düşünmeye başladım. O gün, her şeyin değiştiği bir gündü. Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Ferdinand’ın öldürülmesi, dünyayı derinden sarstı. Bu bir suikast, bir cinayet miydi? Yoksa sadece tarihin bir parçası mı? Bazen kendimi, o tarihin içinde bir figür gibi hissediyorum, sanki her şeyin bir anlamı varmış gibi. Bazen hayal kırıklığına uğruyorum; sanki bir şeyleri yanlış anlamışım gibi.
Franz Ferdinand’ı kim öldürdü? Bu soru sadece tarih kitaplarında değil, insan ruhunun derinliklerinde de yankılanan bir soruydu. O gün, tarih yeniden şekillenmişti. Savaşın kıvılcımı, bir gencin ellerinde ateşe dönüşmüştü.
Suikastin Gerçek Yüzü
Bir an, 1914’ün o karanlık günlerine dönüyorum. Sarajevo’da bir grup genç, belki de büyük bir değişimin farkında olmadan, bir araya geldi. Gözlerini tarihi yazmaya kararlı bir şekilde, sanki kaderin elinde bir kalem varmış gibi, ellerine aldılar. Gavrilo Princip, suikastin isimsiz kahramanıydı. Kim bilir, belki de hayatta bir anlam arayışıydı bu. Bu suikast, bir tür protesto gibiydi. Gençler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yönetimine karşıydılar. Belki de tüm dünya, bu suikastın yalnızca bir başlangıç olduğunu, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını fark etmişti.
O anı düşündükçe içimi bir gariplik kaplıyor. Hayatta her şeyin bir bedeli vardır derler ya, işte tam da o anda bunu hissediyorum. Franz Ferdinand’ın ölümüyle başlayan büyük değişim, belki de aslında sonradan anlaşılacak bir hüsranın habercisiydi.
İçimdeki Umut
O gencin, Gavrilo Princip’in gözlerine baktım. Belki de bir zamanlar o da bir umutla dünyayı değiştirmeye karar vermişti. Savaş, değişim, halk için adalet… Ama sonra, hayatta her şeyin mükemmel gitmeyeceğini öğreniyorsun. Ne de olsa, Frans Ferdinand’ın ölümünden sonra, dünya daha karanlık bir hale geldi. I. Dünya Savaşı, milyonlarca insanın hayatını değiştirdi. Bir suikastin, bir gencin elindeki tabancanın, bir imparatorun ölümüne yol açması… Gerçekten de kimse beklemiyordu.
Ama bir yandan da şunu fark ediyorum: Tarih sadece bir yolculuk değil, aynı zamanda bir ders. Birisinin hayatını kaybetmesiyle bir dünya değişebilir, ama bu değişim ne zaman gerçekten de doğru bir şey oluyordur? İşte asıl soru bu, değil mi? Biz insanlar, neyi gerçekten değiştirmek istiyoruz? Düşüncelerimden kaybolan bir umut arayışı… Belki de Gavrilo Princip’in gözlerinde, hepimizin bir şeyi değiştirme arzusunu gördüm.
Sonuçsuz Sorular ve Duygular
Kayseri’nin serin akşamlarında, bu hikâyenin etrafında dolaşırken bir şeyin farkına varıyorum: İnsanlar tarih yazarken, çoğu zaman gerçekte kendi duygularıyla savaşıyorlar. Suikast, tarihin dönüm noktalarından birisiydi ama aynı zamanda bir insanın dünyayı değiştirme çabasıydı. Belki de Gavrilo Princip, bir kahraman ya da bir hain değildi. O sadece değişim isteyen bir gençti. Ve bir gün, sanki zaman onun üzerinden geçmiş gibi, tarihin kendi karanlık çizgisine bir damla daha ekledi.
Şimdi, o anı düşünüyorum ve kafamda sorular daha da büyüyor: Bir insanın ölümü, gerçekten de bir imparatorluğun çöküşünü getirir mi? Frans Ferdinand’ın ölümünün bedeli tüm insanlığa mal oldu. Yine de, belki de tüm bu karmaşa, insanlık için dersler barındırıyordur. Bunu öğrenecek olan bizleriz.
Sonuç: Tarih, Bir Merhamet Hikâyesidir
Kayseri’de, sabahın ilk ışıklarıyla bu düşünceler kafamda yankılanıyor. Hayatımda, birçok soru var. Kimse soruları net bir şekilde cevaplayamaz belki ama bir şey kesin: Tarih, yalnızca devletlerin, imparatorlukların ya da büyük olayların hikâyeleri değil. O, insanların, gençlerin ve değişime inananların da bir öyküsüdür. Ve belki de, her birimizin, tarihin bir parçası olma zamanı gelmiştir.
Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Ferdinand’ı kim öldürdü? Bir suikastçinin tabancası, tarihin dönüm noktasını işaret etti. Ama belki de önemli olan, o gençlerin, o günden sonra hissettikleri…