Bir Sabahın Sessizliği
O sabah, Kayseri’nin hafif rüzgârlı sokaklarında yürürken elimdeki kahve fincanı biraz daha sıcak olsaydı diye düşündüm. İçim tuhaf bir huzursuzlukla doluydu; aynaya bakıp yüzümdeki hafif kızarıklığı ve uykusuzluk izlerini fark ettim. Tam o anda aklıma makyaj çantam geldi. Kapatıcı mı, aydınlatıcı mı kullanmalıydım? Bazen bu ikisi birbirine karıştırılır, ama aralarında o kadar ince bir fark vardır ki, işte bu farkın hayat gibi olduğunu düşündüm.
Yüzümdeki Hikâyeler
Küçük bir aynanın karşısında otururken, elim kapatıcıya gitti. Yüzümdeki kırmızı noktaları, uykusuzluktan kalan morlukları saklamak istedim. Ama bir yandan da aydınlatıcıyı hatırladım; yüzümün belirli noktalarına ışık katmak, adeta gölgeyi kovmak gibiydi. Bu bana hayatta da hep sakladığımız, örtbas etmeye çalıştığımız parçalarımız olduğunu hatırlattı. İnsan, bazen sadece kırmızı noktaları kapatmak ister, ama ışığı unutur.
İçimdeki Çatışma
Kapatıcı ve aydınlatıcı arasında gidip gelirken, kendi duygularımı düşündüm. Hayal kırıklığı mı gizliyordum yoksa umut mu aydınlatıyordu yüzümü? Günlüklerimde yazdığım gibi, bazen insan sadece bir hatayı, bir kırgınlığı örtbas etmek ister; tıpkı kapatıcı gibi. Ama bazen ışıkla, yani aydınlatıcıyla, gözlerimizin içine bakıp gerçeği kabul etmek gerekir. O sabah bu farkı anladım.
Rüzgârın ve Kahvenin Öğrettikleri
Kahvemi yudumlarken pencereden dışarı baktım. Rüzgâr, saçlarımı dağıtıyor, gökyüzü açık mavi ve hafif bulutluydu. İçimde bir heyecan hissettim; sanki her şey mümkün gibiydi. Bu sırada aydınlatıcının yüzümde bıraktığı hafif parlaklık gözüme çarptı. Işık, kapatıcıyla gizlediğim kırmızı noktaların arasında dans ediyordu. Hayatın küçük detayları gibi; bazı şeyleri kapatmak gerekebilir, ama ışığı da görmezden gelmemek gerekir.
Kayseri Sokaklarında Düşünceler
Sokakta yürürken insanlar koşuşturuyordu, bazıları telefonlarına bakıyor, bazıları gülümsüyordu. Ben kendi içimde dönüp duruyordum. Kapatıcıyı her sürüşümde, geçmişin kırgınlıklarını hatırlıyor, aydınlatıcıyı sürdüğümde ise umutları, geleceği hatırlıyordum. Bu basit makyaj ürünleri, bana hayatımın iki yönünü anlatıyordu: saklamak ve açığa çıkarmak.
Günlükten Bir Not
Çantamdan defterimi çıkardım ve aceleyle yazdım: “Bazen kapatıcı gibiyim; kırgınlıkları örtüyorum. Ama aydınlatıcı gibi de olmalıyım; ışığı ve umudu yüzüme yansıtmalıyım.” Bu düşünce bana hafif bir rahatlama verdi. İnsan duygularını bastırdığında yüzü de ruhu da soluk kalıyor. Ama ışık, her zaman bir çıkış yolu sunuyor.
Akşamın Sessizliği ve İçsel Barış
Akşam olunca evime döndüm. Günün yorgunluğu, yüzümdeki hafif makyajla birleşmişti. Kapatıcı, kırgınlıkları örtmüştü, aydınlatıcı ise umutları parlatmıştı. Kendimi garip bir tatmin içinde hissettim; küçük bir yüz oyunu, bana büyük bir hayat dersi vermişti. Kapatıcı ve aydınlatıcı aynı şey değildi. Biri geçmişi saklıyor, diğeri geleceğe ışık tutuyordu.
Kapanış Düşüncesi
O gece yatmadan önce günlüğüme son bir not düştüm: “Hayatta her zaman kapatıcıya gerek yok, bazen sadece aydınlatıcı ol yeter. Kendini saklamak yerine ışığını göster, belki birileri görecek ve birlikte parlayacaksınız.” Kayseri’nin sessiz sokakları, günün karmaşası, kahve fincanım, kapatıcı ve aydınlatıcı… Hepsi bir araya gelmiş, bana kendimi ve duygularımı anlamam için küçük bir hikâye sunmuştu.
Bu sabahı ve o küçük makyaj rutinini düşündüğümde, yüzümdeki ışığın sadece kozmetik bir detay olmadığını, hayatın kendisine dair bir işaret olduğunu anladım. Kapatıcı ve aydınlatıcı aynı şey değildi; biri geçmişin gölgelerini gizler, diğeri geleceğin ışığını yansıtırdı. Ve ben, yüzümdeki bu ışıkla yeni bir güne umutla başlamaya karar verdim.