Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında İçimde Isınan Bir Hatıra
Kayseri’de kışın sesi bile farklı çıkar. Sokağa adım attığımda yüzüme çarpan o keskin soğuk, bazen insanın içini de üşütür gibi gelir. 25 yaşındayım ama bazı günler kendimi hâlâ çocukluğumun dar sokaklarında koşarken buluyorum. Günlük tutmayı hiç bırakmadım; defterlerim eski ama duygularım hâlâ taze. O defterlerin bir sayfasında özellikle bir gün var ki, ne zaman rüzgâr sert esse aklıma o an gelir.
O gün, küçük bir çocuğa “Amentü duasının konusu nedir 4. sınıf” sorusunu anlatmaya çalışırken içimde garip bir kırılma yaşamıştım. Hem bir şey öğretmenin heyecanı vardı hem de anlatamadığım şeylerin ağırlığı…
Bir Çocuğun Gözlerinde Başlayan Soru
O gün komşumuzun 4. sınıfa giden oğlu Elif bana gelmişti. Elinde okul defteri, yüzünde hafif bir tedirginlik vardı. “Abi, öğretmen Amentü duasının konusunu sordu ama ben tam anlayamadım,” dediğinde içimde bir şey kıpırdadı.
Küçükken ben de aynı soruları anlamaya çalışırken zorlanırdım. Ezberlerdim ama anlamını tam kavrayamazdım. O an kendimi onun yerine koydum. İçimde hem bir yardım etme isteği hem de geçmişime dönmenin garip bir duygusu vardı.
“Gel bakalım,” dedim, “birlikte düşünelim.”
Amentü Duasının Konusu Nedir 4. Sınıf Seviyesinde?
Ona anlatmaya çalışırken aslında kendimi de yeniden eğittim. Amentü duasının konusu nedir 4. sınıf seviyesinde diye düşündüğümde, bunun sadece bir ezber olmadığını fark ettim.
Amentü duası; inanmanın temelini anlatıyordu. Allah’a inanmayı, melekleri, kitapları, peygamberleri, kaderi ve ölümden sonra dirilmeyi… Yani insanın hayatı anlamlandırmaya çalışırken dayandığı temel inançları.
Ama bunu bir çocuğa anlatmak başka bir şeydi. Kelimeleri sadeleştirmek, kalbi karıştırmadan anlatmak gerekiyordu.
“Elif,” dedim, “bu dua aslında şunu anlatır: İnsan sadece görünen şeylere değil, görünmeyen ama hissettiği şeylere de inanır.”
Bana bakarken gözleri büyüdü. Sanki ilk kez böyle bir açıklama duyuyordu.
İçimde Kırılan Bir Umut
Anlatırken fark ettim ki ben de bazı şeyleri unutmuşum. Belki de büyürken en çok kaybettiğimiz şey, basit inançların saflığıydı. Elif’in gözlerindeki o merak, bana kendi çocukluğumu hatırlattı.
Ama içimde bir yerde de kırılma vardı. Çünkü ben o yaşlarda aynı şeyleri anlamaya çalışırken hep yalnız hissederdim. Kimse bana böyle sakin, sade anlatmazdı. Ezberler, geçer giderdik.
O an içimden “Keşke bana da biri böyle anlatsaydı” diye geçirdim. Bu düşünce içimi hem ısıttı hem de garip bir hüzün bıraktı.
Küçük Bir Oda, Büyük Bir Anlam
Elif’in evinde küçük bir çalışma odasında oturduk. Pencerenin kenarında buğulanmış camlar vardı. Dışarıda Kayseri’nin soğuk rüzgârı uğulduyordu. İçeride ise defter sayfalarının hışırtısı.
“Amentü duasının konusu nedir 4. sınıf” sorusunu tekrar tekrar sorduk birlikte. Her seferinde daha sadeleştirerek anlatmaya çalıştım.
“Bak,” dedim, “bu dua insanın şunu söylemesi gibi: Ben Allah’a inanıyorum, meleklere inanıyorum, kitaplara inanıyorum, peygamberlere inanıyorum, kaderin ve hayatın bir düzeni olduğuna inanıyorum ve ölümden sonra yeni bir başlangıç olduğuna inanıyorum.”
Elif başını salladı. Ama onun anladığından çok, içselleştirmeye çalıştığını hissettim.
Ben ise anlatırken kendi içimde başka bir yolculuğa çıkmıştım.
Geçmişten Gelen Sessiz Sesler
Bir an gözüm dalınca, çocukluğum geldi aklıma. Aynı sorular, aynı ezberler… Ama farklı bir yalnızlık.
O zamanlar kimse bana “inanmak” kelimesinin sadece dini bir kavram olmadığını söylememişti. İnanmak; aynı zamanda hayata tutunmaktı. Korktuğunda, kaybolduğunda, anlam veremediğinde bir şeye sarılmaktı.
O gün Elif’e bunu anlatmadım ama içimde hissettim.
Ve o an fark ettim ki ben hâlâ bazı şeyleri anlamaya çalışıyorum. Belki de büyümek dediğimiz şey, cevap bulmak değil; sorularla yaşamayı öğrenmekti.
Bir Çocuğun Gülümsemesi
Konuyu anlattıktan sonra Elif bir süre sessiz kaldı. Sonra defterini kapattı ve “Sanırım anladım,” dedi.
O an içimde küçük bir sevinç patladı. Abartılı bir mutluluk değil ama sıcak bir rahatlama.
“Ne anladın?” diye sordum.
“İnsan sadece gördüğüne değil, inandığı şeylere de güveniyor,” dedi.
İşte o cümle, bütün günün ağırlığını hafifletti. Çünkü bazen en doğru cümleler, en küçük ağızlardan çıkar.
Kayseri Akşamında İçime İşleyen Düşünceler
Eve dönerken sokak lambaları yanıyordu. Kar yoktu ama soğuk, kar kadar sertti. Ellerim cebimde yürürken Amentü duasının konusu nedir 4. sınıf diye tekrar düşündüm.
Ama bu kez bir ders sorusu gibi değil, bir hayat sorusu gibi…
İnsan neden inanır?
Neye tutunur?
Neden görünmeyene anlam yükler?
Belki de cevap basitti: Çünkü görünmeyen şeyler olmadan hayat eksik kalır.
Ama yine de içimde bir boşluk vardı. Çünkü ben hâlâ bazı şeyleri tam anlamıyla oturtamıyordum.
Defterime Düşen Satırlar
O gece eve gittiğimde günlük defterimi açtım. Sayfaya uzun süre baktım. Kalem elimde titredi.
Şunları yazdığımı hatırlıyorum:
Bugün bir çocuğa Amentü’nün ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Ama aslında kendime anlattım. İçimde bir yerlerde hâlâ eksik kalan şeyler var. Belki inanç, belki güven, belki de sadece basit bir huzur.
Ama garip olan şu: Anlatırken daha da yaklaştım o eksik parçaya.
Yazarken gözlerim doldu. Çünkü fark ettim ki bazen öğretmek, insanın kendini yeniden bulma şekliymiş.
Küçük Bir Soru, Büyük Bir Yolculuk
“Amentü duasının konusu nedir 4. sınıf?” sorusu o gün sadece bir ders sorusu olmaktan çıktı benim için.
Bir çocuğun gözlerinde başlayan o basit merak, beni kendi iç dünyama götürdü. Eksiklerimi, kırılmalarımı, yeniden kurmaya çalıştığım inançlarımı hatırlattı.
Kayseri’nin soğuk gecesinde yürürken şunu düşündüm: Belki de bazı soruların cevabı tek bir cümlede değil, insanın tüm hayatında saklıdır.
Ve ben hâlâ yürüyordum.
Buna da Göz Atın: Amaç sonuç ne demek örnek ?