Ramazan Hicri Takvimine Göre Kaçıncı Aydır? Bir Ramazan Hikayesi
Kayseri’nin o keskin soğuklarında, ilkbaharın bir adım ilerisine kadar karın izleriyle geçirdiğim bir kışın sonlarına yaklaşıyordum. Henüz tam anlamıyla yaz mevsimi yaklaşmamıştı, ama hava biraz ısınmaya başlamıştı. O dönemde, aslında bir şeyleri değiştirmek, içimdeki kaygıları bir kenara bırakıp biraz huzur bulmak istiyordum. Kafamda hep aynı sorular dönüp duruyordu: Ramazan Hicri takvimine göre kaçıncı aydır? Bu yılki Ramazan benim için nasıl geçecekti? İçimde hem bir umut hem de kaygı vardı. Ne hissettiğimi tam olarak anlayamıyordum, ama bir şey vardı: Ramazan yaklaşıyordu.
İlk Ramazan Hatıralarım
Ramazan, Kayseri’nin o toprak kokulu sokaklarında bana ilk kez küçüklüğümde neşeli bir şekilde içimi ısıtıp geçen bir duyguydu. Annemin o eski geleneksel iftar sofralarındaki sevgi dolu bakışları ve komşularla paylaşılan akşam yemekleri, her yıl Ramazan’da hep kalbimde bir yere sahipti. Ancak, her Ramazan’da, ister küçük ister yetişkin olayım, bir şekilde içimde bir tedirginlik başlardı. Sanki geçen yılın Ramazan’ı, bu yılki Ramazan’la yarışacak gibi bir yarışın başlangıcı gibiydi. Bir şeyleri unutmaktan korkuyordum, bu yüzden Ramazan’a özel her anı hatırlamak için defterime yazardım.
Bir gün, bu yılki Ramazan’ı düşündüm. Hicri takvimde, Ramazan ayı, 9. aydı. Ne kadar basit bir bilgi gibi görünebilir, ama benim için bu, içsel bir anlam taşıyordu. Bu sene, yani 9. ayda, belki bir şeyleri düzeltebileceğimi hissediyordum. Her yıl olduğu gibi yine içimde kaybolmuş bir umut vardı. Fakat bu yıl, işler biraz farklıydı. Bir şeyler daha derindi, daha yoğundu. Ramazan’ın gelişi, bana bir yenilenme fırsatı sunuyordu, ama bir yandan da içimdeki kaygıyı artırıyordu. Hem çok heyecanlıydım, hem de biraz kırgındım. Sonra düşündüm, belki Ramazan’a dair kaygılarım, aslında Ramazan’ı tam anlamıyla yaşayamama korkumdan kaynaklanıyordu.
İftar Sofrası ve Geçmişin Gölgeleri
Ramazan geldiğinde, iftar hazırlıkları başlardı. Annemin mutfağa girdiği, etrafın mis gibi yemek kokularıyla dolduğu zamanlar. İlkbaharın o yumuşak havası, o kadar huzurlu gelirdi ki. Ramazan, hep neşeli anlarla dolu olurdu; ama bu yıl her şey değişmişti. Bilmiyorum, belki de büyümek, hayatın rutinine alışmak, bazen insanı bu tür duygulardan uzaklaştırıyor. Ama yine de o eski Ramazan’daki o samimi hisleri arıyordum. Bir yandan da geçen seneki Ramazan’ı düşünüyorum, o zamanlar ne kadar huzurlu olsam da bir şey eksikti. Annem hala o eski geleneksel iftar sofralarını kuruyor, ama içimde bir boşluk vardı. O eski Ramazan’ı bulamamak, sanki bana “geçmişte kaldın” der gibi hissediyordum.
İftar sofralarına oturduğumda, sadece annemin değil, babamın da bakışları önemliydi. Onun gözlerindeki sakinlik, bana huzur verirdi. Ama yine de, içimde bir şeyler eksikti. Belki de büyüdükçe, Ramazan’a olan bakışım da değişiyordu. Küçüklüğümde, sabırsızlıkla oruç tutup bir an önce iftar yapmak isterdim. Ama büyüdükçe, iftarın anlamı başka bir hal alıyor. Sadece midenin açlıkla mücadelesi değil, ruhun bir yolculuğa çıkması gibiydi. Her ne kadar başkalarıyla birlikte iftar yapmanın keyfini sürsem de, bazen yalnız başıma Ramazan’ı daha fazla içsel bir şekilde yaşamak istiyordum. İçimden bir şeyler boşalmış gibi hissediyordum. Ancak, yine de her Ramazan’da aynı soruyu soruyordum: “Bu yıl neyi değiştireceğim?”
İçsel Bir Yeniden Başlangıç: Kaygılarla Yüzleşme
Bir gün, Ramazan’a dair kaygılarımın fazla olduğunu fark ettim. Yani her yıl içimde bir değişim arayışı vardı, ama bu yıl daha da yoğunlaşmıştı. O kadar çok bekledim ki, her Ramazan bir önceki yıldan daha güzel geçsin, ama belki de asıl mesele, geçmişin gölgesinden çıkıp, o anı tam olarak yaşamak ve her şeyin mükemmel olmasını beklememekti. Ramazan’ın gelmesiyle birlikte, eski Ramazan hatıralarım aklıma geliyordu ama bir yandan da kendimi bugüne odaklamak istiyordum. “Hicri takvimde kaçıncı aydır?” sorusunun cevabı bende bir şeyler uyandırmıştı. Hicri takvimde 9. ayda, gerçekten kendi iç yolculuğumu yapabileceğimi, eski korkularımı bırakıp, sadece şimdiyi hissedebileceğimi düşünüyordum.
Ramazan ve Umut: Yeni Bir Başlangıç
Ve bir gün Ramazan başladı. İçimdeki kaygı, birkaç gün içinde yerini umutla değiştirdi. Ramazan’ın 9. ayı, hayatın sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda insanın ruhuna dokunan bir dönemeçti. Yavaşça, içimdeki eksiklikleri fark etmeye başladım. Kayseri’nin o kadim sokaklarında yürürken, Ramazan’ın bana sunduğu huzurdan daha fazlasını arıyordum. Belki de eski Ramazan’lara olan özlemim, kendi iç yolculuğumu daha iyi anlamama yardımcı oluyordu. Şimdi, her oruç tuttuğumda, sadece midenin açlığa dayanmasını değil, kalbimin daha çok hissedebilmesini istiyordum. Geçen yılların hayal kırıklıkları, aslında bana daha fazla umut katıyordu. Çünkü her Ramazan, bir yenilenme fırsatıydı. 9. ay, hem zamanın hem de içsel bir dönüşümün başlangıcıydı.
Ve ben, artık Ramazan’a farklı bir gözle bakıyordum. Her gün oruç tutarken, sadece bedensel değil, ruhsal bir arınma da yaşadığımı hissediyordum. Ramazan, Hicri takvimde kaçıncı aydı? 9. ay… Belki de bu 9. ay, bana her şeyin yeniden başlama fırsatı sunduğu aydı. Hem Ramazan, hem de benim içsel yolculuğum… Bu yıl, sonunda Ramazan’ı tam olarak hissediyordum.